Peyami Safa hangi roman anlayışı ?

Sohret

Global Mod
Global Mod
Peyami Safa Hangi Roman Anlayışına Bağlıdır? Psikolojik Roman, Toplum ve Birey Ekseninde Bilimsel Bir İnceleme

Peyami Safa Hangi Roman Anlayışına Bağlıdır?

Peyami Safa’nın romanlarını okurken bende en çok merak uyandıran nokta, onun eserlerini yalnızca “Doğu-Batı çatışmasını anlatan romanlar” diye sınıflandırmanın ne kadar yeterli olduğudur. İlk bakışta Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız birbirinden oldukça farklı hikâyeler anlatıyor gibi görünür. Fakat metinlerin içine girildiğinde ortak bir yapı belirginleşir: insanın dış dünyayla çatışması, bu çatışmanın zihinsel ve duygusal sonuçları ve nihayet bireyin kendi iç dünyasını anlamlandırma çabası.

Bu nedenle “Peyami Safa hangi roman anlayışına bağlıdır?” sorusuna verilecek en isabetli cevap, onun öncelikle psikolojik roman anlayışının önemli temsilcilerinden biri olduğudur. Bununla birlikte bu tanım tek başına yeterli değildir. Safa’nın romanları aynı zamanda fikir romanı, sosyal roman, tez romanı ve özellikle Doğu-Batı çatışmasını merkeze alan modernleşme romanı özellikleri taşır. Onun özgünlüğü, psikolojik çözümlemeyi toplumsal ve felsefi meselelerle bir araya getirmesinde ortaya çıkar.

Bu yazıda değerlendirmeyi yalnızca genel edebiyat bilgisine değil, akademik makalelerdeki metin çözümlemelerine dayandırarak yapmak daha sağlıklı olacaktır. Kullanılan araştırmaların önemli bölümü DergiPark’ta yayımlanan araştırma makaleleri ve akademik çalışmalardır. Yöntem açısından ise metinler; karakter, iç çözümleme, mekân, sembol, çatışma, düşünsel yapı ve toplumsal bağlam bakımından karşılaştırmalı olarak ele alınabilir.

1. Temel sınıflandırma: Peyami Safa psikolojik romancıdır

Peyami Safa’nın roman anlayışının merkezinde insanın iç dünyası bulunur. Nurullah Ulutaş’ın akademik çalışmasında Safa, açık biçimde “Psikolojik Roman tarzının önemli temsilcilerinden biri” olarak değerlendirilir. Çalışma, Safa’nın karakterlerin iç dünyalarını olayların dış görünüşünden daha derin bir düzeyde ele aldığını ve karakterlerin yaşadıkları olayların sonucunda psikolojik çıkmazlara sürüklendiğini ortaya koyar.

Bu tespit özellikle Dokuzuncu Hariciye Koğuşu açısından önemlidir. Romanın merkezindeki hastalık, yalnızca bedensel bir sorun değildir. Hastalık; korku, yalnızlık, çaresizlik, kıskançlık, aşk ve ölüm düşüncesiyle birleşerek kahramanın ruhsal dünyasını belirler. Dolayısıyla olay örgüsü “ne oldu?” sorusundan çok “olan şey insanın zihninde neye dönüştü?” sorusuna yönelir.

2025 yılında yayımlanan bir araştırma da Dokuzuncu Hariciye Koğuşundaki metaforların hastalık, acı, korku ve yalnızlık gibi duyguları görünür hâle getirdiğini; özellikle “dehliz” imgesinin hem fiziksel mekânı hem de karakterin psikolojik çıkmazını temsil ettiğini ileri sürmektedir.

Buradan hareketle Safa’nın romancılığını basitçe “olay anlatıcılığı” üzerinden değil, psikolojik gerçekliği merkeze alan karakter çözümlemesi üzerinden değerlendirmek gerekir.

2. Ancak yalnızca psikolojik roman demek neden yetersizdir?

Safa’nın romanlarını yalnızca psikolojik roman kategorisine yerleştirmek, onun düşünce dünyasını eksik bırakır. Çünkü Safa için bireyin ruhsal bunalımı çoğu zaman toplumdan bağımsız değildir.

Fatih-Harbiye bunun en açık örneklerinden biridir. Romanın temel çatışması Neriman’ın yalnızca iki erkek arasında kalması değildir. Neriman üzerinden gelenek ile modernleşme, Doğu ile Batı, alaturka ile alafranga, mahalle ile şehir hayatı ve maddi değerlerle manevi değerler karşı karşıya getirilir.

Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayımlanan araştırmada romanın Batılılaşma sürecini hem bireysel hem toplumsal düzeyde ele aldığı; karakterlerin ruh hâlleri, yalnızlık, pişmanlık, yabancılaşma ve kimlik bunalımı üzerinden toplumsal değişimin birey üzerindeki etkisini gösterdiği belirtilmektedir.

Dolayısıyla Safa’da psikoloji ile sosyoloji birbirinden kopmaz. Bireyin iç çatışması, içinde bulunduğu kültürel ortamın bir sonucudur.

Bu noktada Fatih-Harbiye için “sosyal roman” nitelemesi de anlamlıdır. Zahir Kızmaz’ın edebiyat sosyolojisi perspektifinden yaptığı araştırmada eser, doğrudan “değişim romanı” olarak değerlendirilir ve Batılılaşmanın bireysel kimlik arayışına etkisi incelenir.

3. Fatih-Harbiye: Psikolojik roman ile sosyal romanın kesiştiği nokta

Fatih-Harbiyeyi anlamak için mekân kullanımına dikkat etmek gerekir. Fatih ve Harbiye yalnızca İstanbul’daki iki semt değildir; romanda iki farklı kültürel yönelimin sembolleridir.

Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan araştırma, romanın Doğu-Batı meselesini “madde-ruh ikilemi” üzerinden ele aldığını ve Fatih ile Harbiye semtlerini bu karşıtlığın mekânsal göstergelerine dönüştürdüğünü belirtmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki M. Orhan Okay imzalı değerlendirme de romanın bütün yapısının Fatih ile Harbiye arasındaki karşıtlık üzerine kurulduğunu; bu karşıtlığın konak-apartman, sokak-cadde, kahvehane-pastane ve Doğu-Batı musikisi gibi başka karşıtlıklarla genişletildiğini belirtir.

Buradaki önemli nokta şudur: Safa düşünceyi doğrudan açıklamak yerine onu karakter, mekân, eşya ve sembol aracılığıyla dramatize eder. Böylece roman, bir fikir tartışması olmaktan çıkıp fikirlerin insan psikolojisindeki etkilerini gösteren bir anlatıya dönüşür.

Veysel Şahin’in bilig dergisindeki araştırması da Fatih-Harbiyeyi “simgesel bir çatışmalar evreni” olarak değerlendirir ve Neriman’ın dönüşümünü semboller ve çağrışımlar üzerinden inceler.

4. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu: Psikolojik roman anlayışının en yoğun örneği

Safa’nın roman anlayışını tek bir eser üzerinden göstermek gerekse Dokuzuncu Hariciye Koğuşu güçlü bir örnek oluşturur.

Romanın dikkat çekici özelliği, fiziksel hastalık ile psikolojik durum arasında sürekli bir bağlantı kurulmasıdır. Hastane, koridor, oda, doktor ve ameliyat gibi unsurlar yalnızca olayların gerçekleştiği yerler değildir; kahramanın korku ve belirsizlik duygularının dış dünyadaki karşılıklarıdır.

Üstelik burada otobiyografik deneyim ile kurmaca arasında da güçlü bir ilişki vardır. Akademik incelemelerde romanın otobiyografik özellikler taşıdığı ve Safa’nın gençlik dönemindeki kemik hastalığı deneyiminin eserin gerçeklik duygusunu güçlendirdiği belirtilmektedir.

Bu durum E-E-A-T açısından da dikkate değerdir: Yazarın yaşantısıyla roman arasında bağlantı kurmak mümkündür; fakat edebî metni doğrudan “yazarın hayatının aynası” olarak kabul etmek metodolojik açıdan sakıncalıdır. Akademik incelemede biyografik veri, metin içindeki kanıtlarla birlikte değerlendirilmelidir.

5. Yalnızız ve Matmazel Noraliya’nın Koltuğu: Psikolojik romandan felsefi romana

Safa’nın romancılığındaki gelişim çizgisi ilerledikçe psikolojik çözümleme daha felsefi bir karakter kazanır. Yalnızız ve Matmazel Noraliya’nın Koltuğu bunun en belirgin örnekleridir.

2023 tarihli hakemli bir araştırmada bu iki romanın Doğu-Batı çatışması, bireyin ruhsal bunalımları, ahlaki çöküş ve toplumsal dönüşüm gibi konuları birlikte ele aldığı belirtilmektedir. Araştırma özellikle Ferit, Samim ve Meral gibi karakterler üzerinden akıl, inanç ve açıklanamayan deneyimler arasındaki gerilime odaklanır.

Bu aşamada Safa’nın romanı artık yalnızca “bir karakterin psikolojisini anlatan eser” değildir. İnsan nedir? Akıl her şeyi açıklayabilir mi? Maddi gerçeklik insanın bütün varlığını açıklar mı? Modernleşme insanı özgürleştirirken onu yalnızlaştırabilir mi? Maneviyat ile akıl arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

Bunlar psikolojik romanın sınırlarını aşarak felsefi roman alanına yaklaşan sorulardır.
 
Üst